
Bir ilişkiyi tamamen iradeyle istediğimiz şekle sokabileceğimizi sanıyoruz bazen. Sanki yeterince doğru iletişim kurarsak, yeterince farkındalıklı davranırsak, doğru yerde sınır koyup doğru yerde yakınlaşırsak mesele çözülecek gibi geliyor. Hâlbuki ilişki dediğimiz şey biraz daha mutfak işi. Tarif okumak, iyi bir yemek yapmaya yetmiyor çünkü. Bir de her malzeme, her malzemeyle aynı reaksiyonu vermiyor.
İki insan bir araya geldiğinde ortaya sadece “sen” ve “ben” çıkmıyor. Üçüncü bir şey oluşuyor. Bir kimya, bir atmosfer, bir iklim… Ve işin ilginç tarafı şu: O üçüncü şey artık ikinizin de tam kontrolünde olmuyor. Biz buna çoğu zaman sadece “biz” diyoruz ama bence mesele bundan biraz daha garip. Çünkü o “biz”, sadece iki kişinin toplamı değil. Sanki, iki insanın birbirinde ortaya çıkardığı yeni bir ruh hâli gibi.

Bazı insanlar tek başınayken sakin, ama ilişkide kaotik oluyor. Bazıları gündelik hayatında kontrollü, ama yakınlık içinde kırılganlaşıyor. Yani ilişki sadece seni gösteren bir ayna değil; aynı zamanda seni dönüştüren bir alan. İki kişinin geçmişleri, korkuları, arzuları ve beden hafızaları birbirine karışıyor ve ortaya, ikisinin de tek başınayken olmadığı bir enerji çıkıyor.
Bir odanın havası gibi düşünmek belki daha kolay olur. İki kişi giriyor ama içeride üçüncü bir şey oluşuyor. Gerilim mi var, güven mi, canlılık mı, tetikte olma hâli mi, oyun mu, matlık mı? Bazen dışarıdan biri bile bunu hissedebiliyor. Çünkü ilişki, bir süre sonra kendi atmosferini üretmeye başlıyor.
Ama bugünün hızlandırılmış ilişki kültürü tam da burada sabırsızlaşıyor. İnsanlar artık ilişkiyi yaşamaktan çok, hızlıca analiz etmeye çalışıyor. Daha ilişki fırına girmeden kürdan testi yapıyoruz. “Oldu mu?”, “Olmadıysa next”. Sanki bir ilişki sonunda kesinlik üretmediyse, ona ayrılan zaman boşa gitmiş gibi.
Hâlbuki bazı şeylerin pişme süresi vardır. İlişkiler biraz ekmek yapmaya benziyor. Malzemeleri koyuyorsun, karıştırıyorsun, yoğuruyorsun, sonra bekliyorsun. Ve galiba modern insanın sinir sistemine en zor gelen yer tam da bu: Mayalanma kısmı. Çünkü görünürde hiçbir şey olmuyor gibi duruyor ama içeride büyük bir dönüşüm sürüyor.
Sonra ilişki pişmeye başlıyor. Ve bir noktadan sonra artık “Keşke unu biraz az koysaydım.” diye düşünmenin pek anlamı kalmıyor. Çünkü ekmek olmuş oluyor. Pişmiş ekmekten unu geri çıkaramazsın. En fazla üstüne reçel sürersin, kızartırsın, yanık tarafını kesersin. Ama ilişki artık kendi dokusunu kazanmıştır.
Belki de modern aşkın en büyük trajedilerinden biri bu: İnsanlar ilişkileri gerçekten yaşamadan değerlendirmeye çalışıyor. Daha tam pişmeden fırından çıkarıyorlar. Oysa bazı ilişkiler ağır ateşte anlaşılır. Bazı dansların ritmi zamanla bedene oturur. Bazı “biz” ler hemen oluşmaz.
Çünkü ilişki bazen sadece bir “biz” değildir. Bir süre sonra kendi ruhunu, kendi ritmini, hatta kendi aklını üretmeye başlar. Ve işin en tuhaf kısmı da şudur: Siz ilişkiyi yaratırken, ilişki de sizi yaratmaya başlar.
Ayşen Darcan
Website: aysendarcan.com
Instagram: dr.aysence


