
Bölüm 1:
SINIR
Editör Notu
Arafta Yaşayanlar, dünyanın farklı coğrafyalarında yaşam mücadelesi veren insanların gerçek hikâyelerinden ilham alan bir anlatı dizisidir.
Bu bölümde okuyacağınız karakterler ve bazı olay örgüleri edebi anlatım amacıyla yeniden kurgulanmış olsa da; anlatılan duygular, kararlar ve yolculuklar gerçek insanların yaşanmış deneyimlerinden doğmuştur.
Çünkü bazen bir sınır, haritalarda çizilen bir çizgiden çok daha fazlasıdır.
Bazı kapılar vardır.
Açıldığında sizi yeni bir hayata götüreceğini sanırsınız.
Bazı kapılar ise açılmaz.
Ama insanı en çok değiştiren kapılar, çoğu zaman geçemediği kapılardır.
O sabah San Diego’da güneş her zamanki gibi doğuyordu. David koşuyordu. Her sabah yaptığı gibi…

Komşularına selam veriyor, köpeği Terry’nin heyecanlı havlamasıyla eve dönüyor, çocuklarının okul telaşını izliyordu. Mutfaktan waffle kokusu geliyordu. Eşi Anny kahvaltıyı hazırlarken, evin içinde sıradan bir Amerikan sabahının sıcaklığı vardı.

Oğlu hafta sonu oynayacağı futbol maçından bahsediyordu. Kızı okulda yaşadığı küçük bir olayı heyecanla anlatıyordu. David dinliyordu. Gülümsüyordu.
Ama tam olarak orada değildi. Çünkü birkaç dakika sonra evden çıkacak, güneş gözlüğünü takacak ve başka birine dönüşecekti. Bir baba olmaktan çıkıp sınır görevlisi olacaktı.
Binlerce kilometre ötede, Ağrı’nın küçük bir köyünde ise Adem aynı sabaha bambaşka duygularla uyanıyordu.

Mutfaktan gelen çay kokusu, kızarmış ekmek sesi, eşinin sessiz telaşı… Hepsi tanıdıktı.
Belki de bu yüzden daha ağır geliyordu.
Çocuklarının odasına girdi. Onları uyandırmadı. Sadece baktı. İnsan bazen en zor vedaları sessizce eder.
Uyuyan yüzlerine son kez bakarken gözleri doldu.
Aygül masaya çayı bıraktığında göz göze geldiler.
Konuşmadılar. Çünkü bazı cümleler söylenince küçülür.
Bazı acılar ise sessizlikte daha doğru durur.

Adem o gün sadece bir yolculuğa çıkmıyordu.
Bir ihtimalin peşinden gidiyordu. Babasından kalan tarlanın satıldığı, borçların büyüdüğü, umutların daraldığı bir hayattan çıkıp başka bir hayata ulaşmaya çalışacaktı.
Meksika üzerinden Amerika’ya… Son yıllarda binlerce kişinin denediği o uzun ve tehlikeli yolculuğa.
Havalimanlarında geçen saatler boyunca yüzündeki ifade değişti. Her aktarmada biraz daha sessizleşti.
Her pasaport kontrolünde biraz daha gerildi.
Çünkü artık geri dönüşü olmayan bir kararın içindeydi.
Ailesinin geleceği için aldığı bu kararın bedelini henüz bilmiyordu.
Mexico City Havalimanı’na indiğinde etrafındaki kalabalığa baktı.
Türkler.
Suriyeliler.
Afrikalılar.
Güney Amerikalılar.
Farklı diller konuşuyorlardı. Farklı hayatlar yaşamışlardı.
Ama yüzlerindeki ifade aynıydı.
Umut.
Ve korku.
Bazen ikisini birbirinden ayırmak mümkün değildir.
Tam o sırada pasaport kontrolündeki hareketlilik arttı.
Bir grup yolcu kenara alındı. Bazıları sorguya götürüldü.
Adem’in kalbi hızlandı. Uzun süredir hayalini kurduğu yolculuk daha başlamadan bitebilir miydi?
Büyük salonun sonunda duran kapıya baktı.
O kapının ardında yeni bir hayat olduğuna inanıyordu.
Aynı saatlerde David sınırdaydı.

Güneş yükselmiş, tellerin önündeki kalabalık artmıştı.
Çamura bulanmış bavullar. Yorgun yüzler. Ağlayan çocuklar. Bekleyen aileler…
David’in bakışları küçük bir çocuğa takıldı. Üzerindeki tişört yırtılmıştı. Ayakkabıları eskiydi. Tel örgülerin arkasından etrafı izliyordu.

David bir an kendi oğlunu düşündü. Aynı yaşlarda olmalıydılar. Aynı merak. Aynı korkular. Belki aynı hayaller… Tam o sırada telsizi konuştu.
Görev devam ediyordu. Yüzü yeniden sertleşti.
Ama zihnindeki soru kaybolmadı.
“Benim çocuğumdan ne farkı var?”
Hayat bazen insanı öyle yerlere koyar ki…
Bir tarafta geçmeye çalışanlar vardır. Diğer tarafta geçirmemekle görevli olanlar. Ve çoğu zaman iki tarafın da taşıdığı şey aynıdır: Daha iyi bir hayat umudu.
O gün Adem de David de aynı kapıya bakıyordu.
Sadece farklı taraflardan. Biri içeri girmek istiyordu. Diğeri içeriyi korumaya çalışıyordu. Fakat ikisinin de bilmediği bir şey vardı:
Bazı sınırlar haritalarda değil, insanın içinde başlar.
Ve bazen en uzun yolculuklar, bir ülkeden diğerine değil, insanın kendine doğru yaptığı yolculuklardır.
Devam edecek…
Bazı kapılar açılır. Bazıları insanın içinde kalır.
Melda Sherman
ARTTMODERNMIAMI NEWS
Facebook: Melda Sherman


